Buradasınız
Anasayfa > Basın Açıklaması > Darbecilerle Hesaplaşılırken, Hak ve Adalet Sonuna Kadar Korunmalıdır!

Darbecilerle Hesaplaşılırken, Hak ve Adalet Sonuna Kadar Korunmalıdır!

15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleşen askeri darbe girişimi, halkımızın cesaretle siper ettiği göğsüne çarparak durdurulmuş ve onlarca yıldır her türlü kötülüğüne şahit olduğumuz darbecilerin tarihe yeni bir kara sayfa daha açmasına zulme karşı dayanışma ruhuyla mani olunmuştur.

Şüphesiz, o gecenin sabahına kadar yaşanan hadiselerden alınacak nice ders vardır ve bunların hepsi önümüzde durmaktadır. Bu derslerin başında, darbeci zihniyetle yüzleşmek gelmektedir. Darbeci geleneğin varlığını hâlâ daha muhafaza ettiği ve fırsatını bulduğu anda halka karşı ne tür suçlar işleyebileceği gerçeği inkar edilemez şekilde anlaşılmıştır.

SAĞLIK İLKE-SEN çizgisi, kurulduğu günden bugüne, birçok eylem ve açıklamasıyla darbecilerin, halkın düşmanı olduğuna dikkat çekmiş; sistemin tüm öğelerine sinmiş olan bu zihniyetin temelleriyle hesaplaşma çağrısı yapmaktan asla vazgeçmemiştir. 15 Temmuz gecesi yaşananlar, bu çağrının haklılığını en acı şekilde ortaya koymuştur.

İkincisi, masum insanların üzerine tankla, tüfekle yürüyecek kadar gözü dönmüş darbecilere karşı güçlendirilmesi gereken asıl unsur, öncelikle toplumsal mücadele ve dayanışma kanallarıdır. İşte bu sebeple,halkımızın darbe gecesi ortaya koyduğu birliktelik halini, toplumsal barışı ve dayanışma ruhunu zedeleyecek her türlü söz ve fiilen sakınılması olağanüstü bir zaruret arz etmektedir.

15 Temmuz darbe girişimiyle, darbeci zihniyetle ve darbeci yapılarla hesaplaşmak için bir ihtimal daha belirmiştir. Bu imkânın heba edilmeden doğru bir şekilde değerlendirilebilmesi, önümüzdeki süreçte hakka, hukuka ve adalete ne surette riayet edileceğiyle doğrudan ilişkilidir. Lakin şu an, 15 Temmuz darbe girişiminin 12 Eylül darbesini gerçekleştirenlerin yaptığı olağan ve olağanüstü hal kanunlarıyla yargılanmaya çalışılması gibi garabet bir durumla da karşı karşıyayız.

Önümüzdeki süreç, keyfiliğin hükmüne terk edilemeyecek kadar önemlidir. Bu sebeple karşı karşıya kaldığımız sorunlu hali ortadan kaldırırken alınan tüm kararların ve uygulanan tüm yöntemlerin, beraberinde yeni sorunlara yol açmaması konusunda devlet kurumları, bürokrasi, medya, sivil toplum ve sivil toplum örgütleri tarafından azami hassasiyet gösterilmelidir.

Zanla ya da kaynağı belirsiz ihbarlarla alınabilecek her aceleci ve yanlış karar; sapla samanın, doğruyla yanlışın, suçluyla masumun birbirine karışacağı yeni bir fitne ortamına zemin hazırlayacaktır. İnsanların, birbirini ihbara teşvik edilmesi, sorunları daha karmaşık bir hale sürükleyebilecektir. Olağanüstü hal ileri sürülerek ihlal edilebilecek her türlü hak, hukuki ilke ve değer; darbecilerle hesaplaşmak yerine darbe karşıtlarının dahi cezalandırıldığı yanlış sonuçlara yol açabilecektir. Bu tür ihtimallere karşı yükselecek itirazlara karşı daha en baştan “darbeci yapılara destekmiş” gibi bir algısı oluşturulmasını ve adalet adına yükseltilen sözümüzün sindirilmek istenmesini de kesinlikle kabul edemeyiz.

Bizim için hak ve adalet, her halükârda korunması gereken değerlerdir. Keyfiyetin ve paranoyanın hüküm sürmesine, her şartta ve kesin bir şekilde tavır almak; hiçbir hukuk dışı muameleye müsaade etmemek, konjonktürel şartlara bağlı sayılamaz. Bu bağlamda, kamu kurumlarında başlatılan açığa alma işlemlerinin, açık, şeffaf ve adil bir şekilde gerçekleştirildiği konusunda şüphe uyandıracak en ufak bir hata yapılmamalıdır. At izinin it izine karıştığı bu süreçte, masum insanların haklarına kesinlikle halel getirilmemelidir. Sürecin, suçluların tespitinin ve cezalandırılmasından, toplumsal muhalefetin tasfiyesine doğru ilerlemesinden mutlaka sakınılması; adaletin tesisi açısından hayati önem arz etmektedir. Herhangi bir suçu olmadığı halde cezalandırılan kamu görevlilerin ve ailelerinin hayatında kapanması zor yaralar açıldığı, insanların hayatlarının karartıldığı, kamuoyunca daha önceki örnekleriyle iyi bilinen bir husustur. Bu konuda geçmişte yaşanan yanlış tecrübelerin beraberinde getirdiği sonuçlar da işte ortadadır.

SAĞLIK İLKE-SEN olarak her darbenin, insanımızın ve halkımızın izzetine yönelmiş bir tehdit kabul ediyor ve sendikal mücadelemizi, insan onuruyla bağdaşmayan her türlü haksızlığa ve zulme karşı yürütüyoruz.İşte bu ilkeden hareketle; darbe girişimini öğrendiğimiz ilk andan itibaren katil darbecilerin tuzaklarını bozmak için sokaklara ve meydanlara çıkmaktan bir an tereddüt etmedik, bundan sonra da etmeyiz.  Bizim için Hakk’ı daima müdafaa etmek büyük bir ibadettir. Ne darbeci zihniyet ve yapılarla mücadelemiz bitmiştir; ne de adaleti ve hakkı ayakta tutma vazifemiz. Olağan ya da olağanüstü her hal ve şartta, adaleti, iyiliği ve doğruluğu savunmak inancımızın ve kimliğimizin gereğidir. Bu sebeple, önümüzdeki süreçte, darbeci zihniyetle ya da darbeci yapılarla hiçbir alakası olmayan insanların da olağanüstü hal kanunları çerçevesinde cezalandırılması ve çalışma hakkı başta olmak üzere haklarından mahrum bırakılması ihtimaline karşı ilgili tüm kurum ve makamların, adalet ve hukuk içinde hareket etme zorunluluğunu vurguluyoruz.

Haklarında açığa alma işlemi başlatılan insanlar hakkında hiçbir suç unsuru ya da delili olmadığı halde, kaynağı belirsiz duyumlarla, ithamlarla ya da subjektif yargı ve yaklaşımlarla hüküm vermekten, hedef göstermekten kati surette sakınılması gerektiğini önemle hatırlatıyoruz.

Şüphesiz ki Allah adaleti emreder, kötülükten sakındırır.

SAĞLIK İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Bir Cevap Yazın

Top