Buradasınız
Anasayfa > Makaleler > Çocuk ve Açlık – Murat Muratoğlu

Çocuk ve Açlık – Murat Muratoğlu

“Yoksulluk insan olsa onu katlederdim.” Ali (a. s.)

Bir Karşılaşma Betimlemesi;  Açlık ve Organizma

Açlık yeterli besin bulamayan organizmanın enerji ve yapısal ürün eksikliğine verdiği tepkilerin bütünüdür. Açlık organizma için koruyucu mahiyete sahip “şiddetli” bir motivasyondur. Çünkü besin aramaya iter. Yaşamsaldır. Aynı zamanda “yıkıcı” stres unsurlarını içerir, organizmayı uzun süreli açlık yavaş yavaş yıkar.

Pek çok insan kendi tecrübesinden de bilmektedir ki yaklaşık sekiz saate varan bir açlıkta bile “huzursuzluk” , “halsizlik” , “kolay sinirlenme” ve “mide ve bağırsak hareketlerinde artma” gibi yanıtlar ortaya çıkar. Bu durum açlık halinde kanda artan ve “katabolik-yıkıcı” etkileri olan “stres hormonları” ile doğrudan ilişkilidir. Organizmanın ilk iki temel yanıtı koruyucu mahiyettedir; var olan enerji depolarıyla(karaciğer ve kas dokularında-glikojen) kan şekeri düzeyini korumak ve sinir hücreleri dışındaki enerji tüketimini en aza indirgemek. Bu akut dönem sonrasında ise organizma bu duruma “azla yetinecek” şekilde adapte olur.

Açlığın ilk dönemlerinde,  karaciğer ve kaslardaki glikojen depoları metabolize edilir. Ancak bunlar birkaç yüz gramla sınırlıdır ve organizmaya yarım gün kadar idare eder. İlk birkaç saat dışında en büyük etki yağ ve proteinlerin gittikçe azalmasıdır.
görsel 1

 

Proteinler, hızlı-yavaş-hızlı olmak üzere üç evrede azalırlar. Bu metabolize olan proteinin yapısal önemiyle ve moleküler yapısı ile ilgilidir. Yağlar ise beynin kullanabildiği  “keton cisimciklerine” metabolize olurlar. Neticede açlık organizma için gerçek bir “şiddet”e dönüşür. Yıkıcıdır.

 

 

İnsan organizması homeostazda ani değişiklere yol açan durumları travmatize algılar. Bu durumda pek çok vücut içi sistem baskılanır. Bu bağlamda travma sonrası tablolara benzer seyredebilir. (Homeostaz: Vücud içi denge denebilir.)

Ayrıca bir açlık tablosunun sıklıkla sefaletle ve diğer durumlarla- savaş, kıtlık, göç gibi durumlarla -ortaya çıktığını göz önüne alırsak bu bağlamın sadece biyolojik olarak değerlendirilmesi en naif haliyle indirgemektir. İnsanın ruh halinin ve toplumsal etkileşimlerinde belirlenimiyle şekillendiği hesaba katılırsa eksiklik aşikâr olacaktır. Bu durumun kişinin benlik saygısına/algısına zedeleyici etkilemesi kaçınılmazdır.

Özellikle çocuklukta yaşanan bir açlık tablosu daha da dramatik seyretmektedir. Çocukluk, canlıların en aciz ve dışa bağımlı olduğu, tüm vücut sistemlerinin gelişmeye devam ettiği ve insanın en hızlı şekilde büyüdüğü, aynı şekilde; benlik, kişilik gibi temel öznel belirleyicilerin geliştiği, entelektüel/bilişsel becerilerinin inşa olduğu ve toplumsal ilişkilere dair ilk temaslarını yaşadığı bir dönemdir, böyle dönemde bir canlının böyle şiddetli ve yıkıcı bir durumla yüz yüze gelmesi nasıl bir fecaattir!

Böylesine tahripkâr bir fecaatin en doğrudan sebebi nedir? Tarihsel, sosyal ve ekonomik şartların zaruri neticesi. “Zaruri” mi?

Malnütrisyon -Kötü Beslenme-

Malnütrisyon, açlığı da kapsayan bir durumu niteleyen tıbbi terimdir. Genel anlamda bir beslenme yetersizliğini işaretleyebilir aynı zamanda belirli mineral ya da vitaminlerin eksik olduğu diyetleri de ya da proteinden yoksun ama yeterli enerji alan bir durumu da niteleyebilir. Misal, Kwashiorkor Sendromu protein yetersiz bir diyette ortaya çıkar. Ya da demir eksiliği yaygın bir mikronütrient malnütrisyonudur. (Mikronütrient malnütrisyon: Vitamin ve mineral eksikliğine bağlı malnütrisyon tabloları)

görsel 2Malnütrisyonu takip etmek için; yaşa göre boy uzunluğu, yaşa göre ağırlık, boya göre ağırlık ve ön ve orta kol çevresi, baş çevresi gibi çocuğa ait veriler ya da emzirme oranları ve anne beden kitle indeksi gibi anneye ait veriler değerlendirilebilir.

Çocuk sağlığına dair, 5 yaş altı çocuk ölüm hızı da önemli bir göstergedir. O yıl doğan çocukların yaşama olasılığını ifade eder. Düşük doğum ağırlığı ve enfeksiyon hastalıklardan ölümlerde önemli göstergelerdir.

Malnütrisyon, Ezzati ve Lopez’in yaptığı araştırmada dünyadaki hastalıkların temel nedenlerinden biri olarak saptanmıştır. Küresel hastalık yükünün %9,5’inin 5 yaş altı çocuk ve gebe malnütrisyonuyla ilgili olduğu belirtilmiştir.

Yaşa göre ağırlık daha kısa süreli bir açlığı nitelerken, yaşa göre boy uzunluğu uzun süreli bir büyüme geriliği ve kronik bir beslenme yetersizliğine işarettir. Yaşa göre boy uzunluğu beklenenin standart sapmasının iki katının altındaysa durum “bodurluk” olarak nitelenir. Boya göre ağırlık ise daha ziyade akut malnütrisyonu tanımlar.

Malnütrisyon enfeksiyon kısır döngüsü; malnütrisyonun bağışıklık sistemini baskılaması ve enfeksiyona yatkınlık ile enfeksiyöz hastalıkların –bir kısmının- sindirim sisteminde emilimi baskılamasıyla seyreden bir kısır döngüdür. Hastalık, malnütrisyon sonucu görülüyorken; malnütrisyon da hastalık sonucu görülebilir.

Dünyada beş yaş altında ölen çocukların üçte birinin ölüm nedeni doğrudan ya da dolaylı olarak beslenme yetersizliğine bağlı nedenlerledir. “Gelişmekte olan” dünyada meydana gelen 12 milyon beş yaş altı çocuk ölümlerinin yarısından fazlasından malnütrisyon sorumlu tutulmaktadır. Dünyada 226 milyon beş yaş altı çocuğun “bodur” olduğu, 186 milyon çocuğun yaşına göre “düşük ağırlıklı” olduğu düşünülmektedir.

Çocuk Sefaleti ve Diğer Veriler

Çocuk sefaleti, okullaşma oranlarından sağlık girdilerine ve temiz suya ulaşımdan aile gelirlerine kadar farklı girdileri ihtiva eder nitelikte bir ölçümdür. Tabi ki Birleşmiş Milletlerin, UNICEF’in, Dünya Bankası’nın çocuk sefaletinin nasıl değerlendirileceği konusunda farklı yaklaşımları vardır. Ve hepsinin uzlaştığı yegâne nokta ise bu değerlendirmenin “ideolojik olmamasıdır”.  Bu durumun küresel kapitalizme ve neoliberal politikalara değinmeden bir durum nitelemesini yapmaya çalışmak tabiri caizse “kıvırmaya” çalışmaktır. Var olan savaş ajandalarından tutunda, emek sömürüsüne, tekelleşmelere kadar ve sömürgecilikle-yeni sömürgeciliğe kadar bu ilişkiselliği üreten çoğu olgu doğrudan ya da dolaylı olarak “Kapitalist Dünya Sistemiyle” ilişkilidir. Bu kısım da bulabildiğim nitel ve nicel belirli değerlendirmeleri paylaşmak istiyorum. Rakamlar hakikati temsil eden en keskin aracılar.

UNICEF’e göre dünyadaki 2.2 milyar çocuktan 1.9 milyarı dünyanın “gelişmekte olan” kısmında yaşamakta ve bu çocukların 1 milyarının sefalet içinde yaşadığı düşünülüyor. 180 milyon çocuk , “çocuk işçiliğinin” en aşağılık koşullarında çalıştırılıyor. 2 milyon çocuk, çoğunlukla kız çocukları, cinsel olarak sömürülüyor.

UNICEF’in 2016’nın Mart’ında yayınladığı rapora göre Suriye civarında 8.4 milyon Suriyelinin yardıma muhtaç olduğu, Suriye’deki savaş sırasında 3.7 milyon çocuğun doğduğu, Suriye ve civar ülkelerde 2.8 milyon çocuğun okula gidemediği belirtilmiştir. 4.8 milyon Suriyeli mültecinin çoğunluğunun Türkiye ve Lübnan gibi komşu ülkelerde olduğunu yalnızca sekizde birinin Avrupa’da olduğu, mültecilerin yarısından fazlasını çocukların oluşturduğu dile getirilmiştir. Ayrıca 15 yaş altındaki çocukların maaş ve hediye teklifleriyle savaşçılar olarak devşirilmeye çalışıldığı da raporda yer almıştır.

Yemen’deki savaş, Suudi önderliğindeki koalisyonun müdahalesiyle, dramatik şekilde yükselen bir insani kriz üretmiştir. Durum öyle trajik betimleniyor ki hala gündemin kıyısında kalması savaşı maniple etmeye çalışanların, medya aygıtlarını ve “insani yardım kurumlarını” nasıl esir aldığının çok somut bir göstergesi. Birleşmiş Milletler’in 2016 Ekimindeki Raporuna göre 28 milyon insan gıdaya ulaşımda sorunlar yaşıyor. 1.5 milyon çocuğun açlıkla mücadele ettiğini bunların 370 bininin ağır immün yetmezlik çektiğini belirtiyorlar. TELESUR’un haberine göre kronik bir ilaç ve besin yetersizliği var. Ayda 100 sivilin öldüğü bildiriliyor. BM Gıda Ajansı geçen ay Yemenlilerin %60’ının gıda durumunun kritik bir vaziyette olduğunu belirtti.

Yakın zamanda Kuzeydoğu Nijerya’da malnütrisyon tanısı konulan çocukların sayısının anlamlı ölçüde arttığını ve 4.5 milyon insanın acil gıda yardımına ihtiyacı olduğu bildiriliyor. Boko Haram ve Hükümet güçlerinin çatışmalarında 1.8 milyon insanın yerinden edildiği düşünülüyor.

Birleşmiş Milletler İkinci Dünya Savaş’ından sonraki en büyük felaketle karşı karşıya olunduğunu 20 milyon insanın açlıkla karşı karşıya olabileceğini bildirdi. Savaştan dolayı alt üst olmuş Yemen, Somali, Güney Sudan ve Kuzeydoğu Nijerya savaşların ve yaklaşacak bir kıtlığın riski bildirildi.

Her gün 34 bin insan zorla yerinden ediliyor. Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre 2031 yılında 122 milyon insan şiddetli hava olayları nedeniyle aşırı yoksulluğa sürüklenebilir. Bu da çocukların ve ailelerin sefaleti demek. Açlık demek.

Her yıl 12 milyon beş yaş altında çocuk ölüyor; bunların 2 milyonun şu an rutin aşılama işlemleriyle önlenebilir; difteri, tetanos, boğmaca gibi hastalıklardan.

Eşitsizliğin sunduğu koşulların en somut göstergelerinden biri ise Kamboçyalı fakir annelerin sütünü alıp Amerikalı tüketicilere ulaştıran Amerikan şirketinin örnekliğidir. Benzeri görüntüler dünyanın bir türlü “gelişemeyen” kısımlarında daha sık görülüyor. Bu bağlamı bir de dünyadaki servet birikiminin %50’sinin %1’in elinde olduğuyla bütünlersek aslında insanların bütün bu sorunları çözememesinin temel sebebi daha aşikâr olur. Elden geldiğince bir betimleme yapmaya çalıştım, biraz Türkiye sınırları içinden veriler sunup bitirmek istiyorum:

1 – Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda her iki canlı doğumdan birisinin bir yaşından önce öldüğü bilinmektedir. 1935’de tahmin edilen bebek ölüm hızı binde 273 olduğu tahmin edilmektedir. TNSA 2013’te beş yaş altı ölüm hızı binde 15’e bebek ölüm hızı ise binde 13’e kadar düşmüştür. Veri ciddi bir iyileşmeye işaret etse de OECD ülkeleri içinde Türkiye’nin konumu iç açıcı değildir.2005 verilerine göre Türkiye’deki çocukların ortalama geliri OECD ortalamasının dörtte biri, Luxemburg’un yedi biridir. Türkiye’de çocuk sefaleti %24.6 ile OECD ortalamasını iki katıdır.

Türkiye’deki beş yaş altı on çocuktan biri bodurdur bu on çocuğun üçte biri aşırı bodurdur. Bodurluk en düşük %20’lik gelir düzeyinde %18.3, en yüksek %20’de %4.3’tür. Doğu’da % 14.5 , Kuzey’de %5.6 ‘dır.

Türkiye’de 2015’te servet birikimi, en zengin %20’nin en fakir %20 7.6 katıdır. Bu bağlamda açlığın, en doğrudan sebebinin yoksulluk ve yoksulluğunda doğrudan bölüşüm krizleriyle ilişkili olduğunu belirtmek gerekir.

O sarp yokuşu aşmak istemeyen insanlığın en aşikar görüntülerindendir.

2- “Yoksulluk Halleri” Kitabından, Ersan Ocak’ın gözlemlerince “Yoksulun Evi” :

  • Yoksulların evleri şehre uzaktır, bu uzaklık hem fiziksel hem kültürel bir uzaklıktır.
  • Evler kadının mahkumiyet alanıdır, kadınlar bitip tükenmeyen ev işlerini yapıp evde kalanlara bakarlar.
  • Yoksulların evleri genellikle sağlıksız çevre koşullarıyla yer alan kalitesiz binalardır. Diğer bir deyişle fenni ve sıhhi olmayan evlerdir.
  • Evler defalarca yıkılıp yeniden yapılır.
  • Eşya ya yok denecek kadar azdır ya da çok fazladır.
  • Oda sayısı yetersiz, hane nüfusu kalabalıktır.
  • Balkon, kapı önü ve bahçe ayrıcalıklı mekanlardır.
  • Yoksul evinin düşük seviyesi ile kendini özdeşleştirir.
  • Yoksul evlerinde genelde babalar çok fazla sigara içer; anneler genellikle tükenmiştir. Yorgundur, çoğu sinirli ve depresyondadır.

(TTB’nin Yoksulluk ve Çocuklar üzerine etkileri raporundan alıntı.)

 

 

Bir Cevap Yazın

Top